Cumhuriyet Dönemi Türk Resim Sanatı
Cumhuriyetimiz, geçmişindeki altı asırlık bir devletin maddî ve manevî deneyimlerinden yararlanarak çok sağlam temellere oturtulmuştur. Bu durum, devletin kuruluşundan günümüze birlik ve beraberliğe verdiği önemden, çağdaş uygarlıklar düzeyi ve ötesi hedeflere odaklanmasından, tüm insanların barış ve refahı adına seçmiş olduğu tam demokrasi yolundan ve diğer ülkelerle barış üzerine temellendirdiği ilkelerden de anlaşılmaktadır. Çağdaş dünyada sanat eğitimi, artık hükümetlerden öte devletin bir politikası olarak desteklenmektedir. Çünkü sanat eğitimi, genel eğitim içinde önemli bir yere sahiptir. Milletlerin tarihine bakıldığında da yine bu gerçek fark edilecektir. Bu nedenle günümüz insanının “ömür boyu” eğitime gereksinimini belirtirken, sanat eğitimini bu eğitimin odağında düşünmek durumundayız. Aksi takdirde hayat damarlarından biri kopmuş olan bir milletin ne denli yaşayabileceği kuşkuludur. Konuya ilişkin gerçekleştirilen literatür incelemesinde, Türkiye’deki sanat eğitimi uygulamalarının, uluslar arası standartlara çok yakın olmadığı anlaşılmıştır. Ancak, dünden bugüne gelinen noktanın da küçümsenmemesi ve gelişim seyrinin bilinmesiyle bu ivmenin daha da yükseleceği gerçeğine de inanılmaktadır.
Osmanlıda resim sanatının kendini hissettirmesinden önce sanat alanındaki hareketler süslemecilik ile sınırlıydı. Bu dönemde süslemecilik o kadar ileri gitmişti ki 3. Ahmet zamanında Sebi isimli sanatçı çekmeceleri lakeli manzaralarla bezemişti. Çeşitli dönemlerde sanatçılar en küçük objeyi bile resim yaparak süsleme yoluna gitmiştir. Süslemecilik ve duvar resimlerinin daha sonra tuval resimlerine bırakması çok da kolay olmamıştır. Resmin temelini oluşturan minyatür resmi zamanını doldurmuş ama Osmanlı resmi için önemini devam ettirmiştir. Ve zamanla yerini modern resme bırakmaya başlamıştır.1Resim sanatımızdaki ilk primitiflerle birlikte pentür, yağlı boya ressamları da sanat tarihimizdeki yerini alarak şimdiki modern Türk resim sanatının temelini atmışlardır. 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet, İtalyan sanatçı Gentile Bellini’yi bugün Londra National Gallery’de sergilenen kendi portresini yaptırtmak üzere çağırmasına rağmen Batı tarzı resim, Osmanlı İmparatorluğu’nda benimsenmemiş bunun yerini genelde minyatür sanatı almıştır. Geçen süre zarfında Osmanlı İmparatorluğu’na gelerek çalışmalarda bulunan Batılı bazı sanatçıların olduğu bilinse de bu sanatçıların saray ve çevresinden büyük destek gördükleri dönem, Osmanlı’nın Avrupa ile ilişkilerini arttırdığı Batılılaşma dönemi olmuştur. Ayrıca Osmanlı minyatür sanatının geleneksel çizgisinden ayrılmaya başlaması da yine aynı döneme rastlamaktadır. 18. yüzyıl, Osmanlı sanatı açısından bir dönüm noktasını ifade etmektedir. Bu yüzyılda ülkemizde yabancı sanatçıların resim ve mimari alanında etkinlikleri sürerken III. Selim (1789-1807) dönemi ıslahatları arasında Batı yöntemlerine uygun eğitim yapan askeri okulların kurulması kararlaştırılmıştır. Bunlardan 1794 yılında eğitime başlayan Mühendishane-i Berîi Hümayun adını taşıyan askeri okulda askeri amaçlı ilk resim dersleri verilmeye başlanmış, fakat bu dersler içinde perspektif, ışık-gölge gibi kurallar da yer almıştır. III. Selim’in başlattığı ıslahata II. Mahmud (1808-1839) devam etmiş ve yine çağdaş anlamda eğitim veren Harbiye, Tıbbiye, Bahriye gibi askeri okullar açılmıştır. II. Mahmud, aynı zamanda kendi resmini çoğaltarak devlet dairelerine astırarak yeni bir geleneğin başlatıcısı da olmuştur. Askeri okullarda eğitim gören ve resim yapmaya ilgi duymuş olan sanatçılarımız çağdaş Türk resim sanatının bir bakıma öncülüğünü yapmışlardır. Genel olarak Asker Ressamlar Kuşağı olarak adlandırılan bu dönem ressamları arasında en etkin olanları Kolağası Hüsnü Yusuf Bey, Ferik Tevfik Paşa, Osman Nuri Paşa, Ferik İbrahim Paşa, Hüseyin Zekâi Paşa, Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyid Bey, Hoca Ali Rıza ve Halil Paşa’dır. Resimlerinde genel olarak peyzaj, natürmort gibi konulara ağırlık veren asker ressamlardan Şeker Ahmet Paşa’nın kendini paleti ve fırçasıyla resmetmiş olduğu Kendi Portresi ise bu dönem için figür alanında yapılmış en önemli çalışmadır. Bu arada İstanbul’da gerçek anlamda ilk resim sergisi Şeker Ahmet Paşa’nın çabalarıyla 27 Nisan 1873 tarihinde açılmıştır.
Atatürk bir Ortaçağ imparatorluğundan, çağdaş bir ulusal devlet yaratma çabasını simgelemiştir. Atatürk’ün tarih, dil ve güzel sanatlara önem vermesinin sebebi de bunun içine girer. Bu toplumunda kültürünü oluşturan temel öğeler ise ulusal beraberliği sağlayan dili, tarihi ve sanatıdır. Sanat bir toplumun kültürünün ürünüdür. Kültür kelimesi “Bir toplumun yaşam düzeyini oluşturan bilgi, duygu, düşünce, dil, sanat ve yaşayış biçimlerinin tümü”dür. Kısacası tek sözcükle “Uygarlık”tır. Atatürk düşünce sistemi Cumhuriyet ile birlikte yeni kültür döneminin başlamasıdır. Atatürk Türk toplumunun Batı dünyasınca kabul edilmiş kültürel değerlere kavuşmasını istiyordu. Kültürleşme süresince güzel sanatlara önem veren Atatürk, 1923 yılında Cumhuriyet ilan edilişinden 1938 tarihine kadar son nefesini verinceye dek, 15 yıl Türkiye Cumhuriyeti’ni ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda her yönü ile çağdaş bir devlet olması için çabalamıştır. 1924’de resim konusunda yetiştirilmek üzere, Güzel Sanatlar Akademisinden Avrupa sınavını kazanan beş ressam Paris’e gönderilmiştir. Bunlar Cevat Dereli (1900-1989), Mahmut Cuda (1904-1988), Refik Ekipman (1902-1974), Muhittin Sebati (1991-1935) ve Şeref Akdik (1898-1972)’dir. Akademiden ayrılıp Münih’e gidenler 1922’de Mahmut Cuda ve Ali Çelebi (1904) olmuştur. 1923’de Zeki Kocamemi (1900-1959) Türk Ocağı tarafından Münih’e gönderilmiştir. 1925’de Hale Asaf (1902-1938) izlemiştir. 1924’den itibaren, her yıl Akademi Resim ve Heykel bölümü mezunlarından Avrupa sınavını kazananlar, Avrupa sanat merkezlerine gönderilmişti. İlk grup sanatçılar, 1927-1928’de Türkiye’ye döndüler.
Modern Sanat Eğilimleri
Bugüne kadar olan kısa zaman diliminde Türk resminin modern devresi, hareket ve mana itibari ile dikkate değerleri göstermekte ve resim tarihimizin en zengin bir kısmını teşkil eder. Bunun niçin böyle olduğunu anlamak için resim sanatının sosyal yapımız içinde yüzyılına yakın bir zamanda göz önünde bulundurmak gerekir. Türk resminde en önemli gelişme, 1928 kuşağı sanatçılarının uyguladıkları Kübizm ve Ekspresyonizm (Dışavurumculuk) sanat akımlarıyla meydana gelmiştir. Türk resminde 1927’den sonra görülebilmiştir. Münih’ten dönen Zeki Kocamemi ve Ali Çelebi, Avrupa modern sanat akımlarını getiren iki öncü sanatçı olmuşlardır. Resim sanatımızda ilk düşünsel eğilim onlarla başlamıştır. Çalışmalarında görülen desen (sert, neşeli ve eğri çizgilerle geometrik kuruluş, biçim ve planların değerlendirilişi ile ortaya çıkan konstrüksiyon, Türk resmine katkıda bulunmuştur. Zeki Kocamemi Kübist anlayışında hacimlerinin geometrik düzenini aradı. Tabloda derinliği; yakın uzak planlarının ve kitlelerin birbiri ile olan ilişkisini, çizginin yönlerinde zıtlıklar ve renklerle vermeye çalışmıştır. Ali Çelebi ise Kübist düşüncede, nesneleri niteliklerini kaybettirmeden geometrik anlayışta betimlerken; kübizmin geometrik inşacı yanı ile Ekspresyonist anlayışı kişiliğine göre başarılı olarak birleştirmiştir. Ali Çelebi ve Zeki Kocamemi’nin getirdiği modern sanat akımları, bu gruptan Cemal Tollu (1899-1964), Refik Epikman, Mühittin Sebati ile 1924’de Paris’ten sonra Münih’te Hofmanın ile çalışan Hale Asaf ve daha ileriki yıllarda Cevat Dereli tarafından uygulanmaya başlanılmıştır. Zeki Kocamemi Kübist anlayışında hacimlerinin geometrik düzenini aradı. Tabloda derinliği; yakın uzak planlarının ve kitlelerin birbiri ile olan ilişkisini, çizginin yönlerinde zıtlıklar ve renklerle vermeye çalışmıştır. Ali Çelebi ise Kübist düşüncede, nesneleri niteliklerini kaybettirmeden geometrik anlayışta betimlerken; kübizmin geometrik inşacı yanı ile Ekspresyonist anlayışı kişiliğine göre başarılı olarak birleştirmiştir. Ali Çelebi ve Zeki Kocamemi’nin getirdiği modern sanat akımları, bu gruptan Cemal Tollu (1899-1964), Refik Epikman, Mühittin Sebati ile 1924’de Paris’ten sonra Münih’te Hofmanın ile çalışan Hale Asaf ve daha iler ki yıllarda Cevat Dereli tarafından uygulanmaya başlanılmıştır.
Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği (1929)
Çağdaş Türk resim sanatının gelişmesinde sanatçı gruplarının, birlik ve desteklerinin çok önemli rolü vardır.
Bu dönem, resim sanatında önemli hareketlere tanık olagelmektedir. Avrupa sanatının çağdaş akımlarına paralel eğilimler, D grubu adı altında toplanan ressamların karma ve tek sergilerinde göze çarpmaya başlar. Ama dikkat edilirse, Cumhuriyet dönemi ressamlarında idealist bir şekilde de olsa, Anadolu halkına ve rengine bir yaklaşma görülür. Birçoklarını, folklor sorunlarıyla atbaşı giden bir nakış ilgisi sarar. 1950'lere kadar Cumhuriyet döneminin önemli ressamları Turgut Zaim (1906-1974), Zeki Kocamemi (1901-1959), Cemal Tollu (1899-1968), Nurullah Berk (1906-1982), Bedri Rahmi Eyüboğlu (1913-1975), Sabri Berkel (1909), Cevat Dereli (1901-1989), Ali Avni Çelebi (1904), Eşref Üren (1897-1984), Muhittin Sebati (1901-1935), Hale Asaf (1905-1938) ve Zeki Faik İzer (1905-1989)'dir. Bu sanatçılar arasında Batı resminin etkilerini yerel bir duyuşla karşılaması ve Anadolu temalarındaki başarısıyla Turgut Zaim, kazandığı ünü hak etmiştir. Resimde folklorcu eğilimleri aşırı ölçüde gerçekleştiren Bedri Rahmi Eyüboğlu ise gücü artan değil eksilen bir gelişme gösterir. Bu dönem süresince Avrupada kalıp o hava içinde çalışmakta direnen sanatçılar arasında yalnız bir tanesi,. Fikret Muallâ (1903-1967) büyük basarı göstermiş ve hayatı memleketinden uzak bir acıyla sona ermiştir. Fikret Muallâ çağdaş dünya resmini Türk görsel duyarlığının katkısıyla yorumlamıştır. 1950'den sonrası, yeni eğilimleri gerçekleştiren resim sanatçılarının dönemidir. Nuri İyem (1915), Neşet Günal (1923) gibi toplumcu eğilimde görülen sanatçıların yanı sıra Orhan Peker (1927-1978), Nedim Günsür (1924), Adnan Çöker (1928) kişisel üsluplarını başarıyla ortaya koyan sanatçılardır. Bu sanatçılara Eren Eyüboglu (1913-1989), Aliye Berger (1906-1974), İhsan Cemal Karaburçak (1897-1969), Leyla Gamsız (1921) gibi, resim ilgilerini özgün biçimlerde geliştiren ressamları da kuşak farkına rağmen katmak gereklidir. Ama kuşkusuz, 1959'dan sonraki Türk resim sanatında özgün kişilikleriyle değer kazanan birkaç sanatçıyı unutmamak, hatta bu resim yükünün pek çoğunu onların omuzlarında görmek de kaçınılmazdır. Cihat Burak (1915), Yüksel Arslan (1933), Ömer Uluç (1931), yerel bir resim anlayışını başarıyla ortaya koyan kişiliklerdir. (Resim Sanatının Tarihi, Sezer Tansağ, sy; 161,162,163)
Resimde Yeni Üslup Arayışı
1975 yılından bu yana, XX. yüzyılın son çeyreğindeki ana eğilimler, yansıtan çabalar, resim sanatı alanında ürün veren gençlerle temsil olunmaktadır. Daha önce ana çizgileri belirlenmeye çalışılan figür ve soyut resim yaklaşımları, kavramsal sanata dönük biçim araştırmaları bir yana bırakılırsa, karşılıklı ilintileri çokça sürdüren bir oluşum içinde bulunmaktadırlar. Ahmet Öktem, Serhat Kiraz, Alpaslan Baloğlu gibi genç sanatçılar kavramsal düzenlemelerinde fotoğraf, resim ve diğer objelerin yer aldıklar, yerleştirildikleri ya da "installé” edildikleri, mekanı, da değerlendiren bir özellik taşımasına özen göstermektedirler. Çevrenin sanatsal bir yönde düzenlenmesi, sorununa, ancak geçici bir katkı, olma özelliği taşıyan bu çalışmaların kendilerini,zihinsel bir içerik bağlamında temellendirme istekleri de görülmektedir. Serhat Kiraz'ın 1984 başında düzenlediği bir sergide kavramsal ilişkilere sokulan yüzey ve nesne biçimlerinin açıklanabilmesi için şu türden kaynak metinlere de başvuruluyordu:
"Kendisini algılayan biri bulunduğu sürece, devingen bir ufuktur dünyamız; bizim algıladığımız ya da tasarladığımız dünyadır, nesnel ve değişmez bir dünya değil; belli bir anda, belli birinin dünyası olmayan dünya yoktur. Bunun sonucu olarak, dünya konusunda her türlü bilginin en azından üç etkenin işlevi olduğu söylenebilir; dünyanın kendisi (uzam), onu ele alan özne (belli biri) ve her ikisinin de yer aldığı zaman (belli bir an). Bu üç öğeden birinde en ufak bir değişiklik olmuşsa, dünya aynı dünya değildir artık. İster bizi çevreleyen gerçek evren söz konusu olsun, ister betimlenmiş ya da düşlenmiş öyküsel bir evren, üç öğeden biri için doğru olan, öbür ikisi için de doğrudur; yerlerin evrensel tarihe ya da bireyin özgeçmişine göre her zaman bir tarihselliği olduğundan, uzam içindeki her yer, değiştirme, zamansal yapının yeniden düzenlenmesini gerektirecek aynı biçimde, zaman içinde her yer değiştirme de uzamsal ve bireysel yapıların yeniden düzenlenmesini zorunlu kıldı."
Elektroliz Nedir?
Bir elektrik akımı tarafından aşılan
bir elektrolitin uğradığı ayrışmaya elektroliz denir. Elektroliz, bu
akımın elektrolit içinde iletilmesiyle birlikte gelişir. Elektrolit, çoğunlukla
erimiş olarak ya da bir tuz eriyiğinin sulu çözeltisi halindedir. Volta pilinin
bulunmasıyla (1800) ve suyun elektrolizine uygulanmasıyla ilgili ilk deneyler,
XIX. yy’ın başlarında gerçekleştirilmiştir.Elektroliz sözcüğünün, olayı özel
olarak inceleyen Michael Faraday tarafından ortaya atıldığı sanılmaktadır.
Elektrolizin Uygulama Alanları
Elektroliz, öncelikle,
elektrolizle metalürjilerde, metallerin hazırlanmasında (çözünmez anot) ya da
arıtılmasında (çözünür anot) kullanılır. Elektroliz, ayrıca, galvanoplastide,
bir elektrolitik metal birikimiyle metal birikimiyle döküm kalıbına biçim
vermede aşınmaya karşı korumada ve bir metal çökeltisiyle metallerin
kaplanmasında (sözgelimi, nikel kaplama, çinko kaplama, kadmiyum kaplama, krom
kaplama, gümüş ya da altın kaplama) baş vurulan bir yöntemdir. Arı hidrojen,
özellikle, suyun elektroliziyle elde edilir. Öbür uygulamaları arasında, gaz
üretimi (klor), metal üstünde koruyucu oksitli anot tabakalarının elde edilmesi
(alüminyumun, alümin aracılığıyla anotlaştırılması işlemi) elektrolizle
parlatma, metallerin katot ya da anot olarak yağlardan arındırılması
sayılabilir. Elektroliz, akım şiddetlerinin, özellikle de voltametrelerdeki
akım miktarlarının ölçülmesine de olanak verir. Sürekli akım yardımıyla,
organik dokuların ayrıştırılmasına dayanan tedavi elektrolizi, cerrahide sinir
uçlarının (nöronların), sertleşen urların, burun deliklerindeki poliplerin yok
edilmesinde, sidik yolu (üretra) ya da yemek borusu daralmalarının tedavisinde
vb. kullanılır.
Suyun Elektroliz Deneyi
Deneyin
amacı:Suyun,elektroliz yoluyla hidrojen ve oksijene ayrılması.
Araç ve
Gereçler: 8 yuvarlak pil ve pil yatağı (veya 12
voltluk
doğru akım güç kaynağı)
İletken
teller ve tel tutturucuları
3
beherglas (250 cm3)
3
deney tüpü
6
çelik elektrot
Çamaşır
suyu sodası çözeltisi
Ön bilgiler ve deney yapılışı: Temiz bir kaba 500cm3
saf su konur. 60 gr çamaşır sodasını (Na2 CO3 H2
O) azar azar su içine döküp karıştırarak çözünüz. Daha sonra çözeltiye, 1000cm3’e
çıkıncaya kadar saf su ilave edilir. Böylece yaklaşık %5’lik çözelti
hazırlanmış olur. 250 cm3’lük temiz bir beherin üçte ikisine kadar çözelti
konur. İki deney tüpü alarak bunlar ağızlarına kadar ağızlarına kadar
çözeltiyle doldurulur. Kesiti tüp ağzından daha geniş bir tıpayı parmağınızla
bu tüpün ağzında tutarak tüp ters çevrilir ve beherdeki çözeltiye daldırılır.
Daha sonra parmak çekilir ve tıpa çözeltiden alınır. Böylece tüp içine hava
girmesi önlenmiş olur. İkinci tüp için de aynı işlem yapılır. İki çelik
elektrot alınarak bunları, birer uçları çözelti içindeki tüpler içine girecek
şekilde yerleştirilir. Elektrotların çözelti dışında kalan uçlarına tel
tutturucuları ile iletken teller bağlanır. İletken tellerden birinin ucunu seri
bağlı pillerin veya doğru akım güç kaynağının (+) ucu ile birleştirilir. Diğer
iletken ucunu pil veya güç kaynağının (-) ucuna dokundurulup çekilir.
Elektroliz kabındaki
elektrotlardan güç kaynağının (+) ucuna bağlanmıştı. Şimdi de diğer elektrotu
güç kaynağının (-) ucuna bağlanıp saate bakılır.5, 10, 15. dakikada tüplerde
toplanan gaz miktarları tüpler üzerinde işaretlenir ve devre kesilir. Güç
kaynağının (-) ucuna bağlı elektrotun bulunduğu tüpte hidrojen gazı diğer tüpte
de oksijen gazı toplanır.
Sonuç: Su, kendini meydana getiren hidrojen ve oksijene ayrışmış olur.
Elektrolizi Kim Bulmuştur?
Michael Faraday
Newington,
Surrey, bugün Southwark – Hampton Court
1791-1867
Bir demir
işçisinin oğluydu. Londra’da bir kitapçı kırtasiyede
çalışmaya
başladı, daha sonra bir ciltçinin yanında çırak oldu. Böylece
çok
sayıda kitap okuma fırsatını buldu ve özellikle Kimya ve elektriğe
ilgi duydu.
Geceleri Davy’nin Royal
İnstitution’da verdiği derslere
katıldı
ve bilimsel konferansları izledi. Davy burada kendisine asistanlık
görevi
verdi; aynı yerde 1825’te laboratuar
müdürü, 1833’te de kimya
profesörü
oldu.
Kimya ile ilgili ilk araştırmalarında maden kömürü
katranlarında
benzeni buldu. Basit
bir aletin içinde sıkıştırma
ve soğutma yoluyla,
çağında bilinen
hemen hemen bütün
gazları sıvılaştırmayı başardı.
Qersted’in
buluşundan sonra 1824 yılında elektromanyetikliği incelemeye
başladı ve bir mıknatısın elektrik akımı
üzerindeki etkisini gözledi; böylece Ampére’in kuramlarını tamamlamış oldu. Bu
yolla, sürekli mıknatısların etkisi altındaki bir devreyi döndürmeyi başardı ve
elektrik motorunu çalıştıracak ilkeyi bulmuş oldu. 1831’de, kuşkusuz en önemli
buluşunu gerçekleştirdi: mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çeviren
elektromanyetik indüklemeyi bularak dinamoların yapımını sağladı.1833’te
elektroliz kuramını ortaya koydu; olayın adını, elektrot ve iyon
terimlerini ortaya attı: kendi adını taşıyan nitelik ve nicelik yasalarını
belirledi. Daha sonra elektrostatikle uğraştı, 1843’te elektroskopa bağlı
silindir yardımıyla elektriğin korunumu ilkesini doğruladı. Etkiyle
elektriklenme kuramını ortaya koydu; çukur bir iletkenin ( Faraday kafesi)
elektrostatik etkilere ekran oluşturduğunu gösterdi. 1846’da elektrostatik
enerjinin dielektriklerde yerleştiğini buldu. Bu buluşu Maxwell’in
elektromanyetiklik kuramını geliştirmesine yardımcı oldu ve elektrikle Hertz
dalgaları arasındaki bağıntıları açıklamaya yaradı. Yine bu buluş yalıtkanların
özgül indükleme gücünü tanımlamayı sağladı. 1838’de elektro-ışıldama olayını
ortaya koydu. 1845 tarihli son buluşları, polarize ışığın manyetik alan
üzerindeki etkisi de diyamanyetikliktir.
Başlıca yapıtları:
Elektrikte Deneysel Araştırmalar, 1839-1855 (Experimental Researches In
Electricity)
Kimya ve Fizikte Deneysel araştırmalar, 1850 ( Experimental Researches In Chemistry
and Physics )
ABD’de Yellowstone’deki on bir gayzerden birine “eski sadık dost”
denir. Çünkü bu gayzer şaşılacak bir düzenle, her altmış beş dakikada
bir ve tam dört buçuk dakika süreyle, bir kaynar su ve buhar sütununu
havaya fışkırtır. Her fışkırtmadan önce davul gümbürtüsünü andıran
boğuk bir uğultu duyulur, sonra da köpüklü sular 50 metreye kadar
fışkırır. Aynı parkta bulunan ve “dev” ismiyle anılan gayzerin fışkırma
süresi ise bir saati aşar. Ancak suları 75 metreye kadar ulaşan bu
gayzer haftada bir kez fışkırır. Suyun içindeki minerallere bağlı
olarak zeminde oluşan sarı renkli çökelmiş sarı rengindeki kayaçlardan
dolayı “yellowstone” denilmektedir.
Golf Stream akıntısı,
Meksika Körfezinden doğduğu için İngilizcede “körfez akıntısı”
anlamındaki bu isimle anılmıştır. Genişliği 50 kilometreyi, derinliği
1000 metreyi bulan akıntının akış hızı saatte 4–5 kilometre
civarındadır. Yaz kış hep sıcak olan bu akıntı Batı Avrupa kıyılarının
ılıman bir iklime sahip olmasında önemli bir etkiye sahiptir.
ABD’nin
Kaliforniya eyaletindeki Kaliforniya Çölü “ölüm vadisi” olarak ta
bilinir. Deniz seviyesinden 85 metre aşağıda bulunan bu mekân ABD’nin
keşfedilmesinden sonra altın arayıcılarının gözde mekânı olmuştur.
“Altına hücum” devrinde altın bulmak için yollara düşen maceracıların
çoğu susuzluk, güneş çarpması ve soğuk nedeniyle ölmüştür. Bu nedenle
bu bölgeye “ölüm vadisi” denilmiştir.
Dünyanın çekim kuvveti
cisimleri kendine çeker. Bu nedenle uzaya gönderilen cisimlerin
yerçekiminin etkisinden kurtulması gerekir. Saatte 29.000 kilometre
hızla giden bir roketten fırlatılan bir uydu dünya çevresindeki
yörüngesine otururken, saatte 29.000 kilometreden daha düşük hızla
giden roket dünyanın çekim kuvvetten kurtulamaz ve dünyaya geri düşer.
Saatte 40.000 kilometre hızla giden bir roket ise dünyanın çekim
kuvvetinden kurtulduğu için uzaya gidebilir.
Afrika kıtasındaki
volkanik Klimanjaro Dağı “ışıldayan dağ” diye bilinir. Çünkü geniş ve
ıssız bir yaylanın ortasında tek başına yükselir. Kalıcı kar ve buzla
örtülü pırıl pırıl zirvesi kilometrelerce uzaktan seçilir. Bu haliyle
gözleri kamaştırıp, göreni büyülediğinden bu dağ yerli dilinde
“ışıldayan dağ” diye bilinir. Masai yerlileri ise bu dağı tanrının evi
( ngai ngai ) olarak nitelendirir.
ABD’nin geçmişini New York
şehri kadar iyi simgeleyen başka bir şehir yoktur. New York 70 farklı
ulustan oluşur, dünyanın en büyük zenci kentidir. İtalya toprakları
dışında kurulmuş en büyük İtalya kentidir.1626 yılında Hollandalılar
tarafından “Yeni Amsterdam” ismiyle kurulan kent daha sonra İngiliz ve
İtalyanların eline geçmiştir. Bu kentte yaşayan Yahudi sayısı İsrail
devletindekine eşittir.
İzlandanın başkenti Reykjavik yerli
dilinde “dumanlı körfez” anlamına gelmektedir. Kentin çevresinde çok
sayıda gayzer bulunduğundan yılın önemli kısmında kent dumanlar
içerisindedir. Bu nedenle kente dumanlı körfez anlamına gelen Reykjavik
ismi verilmiştir.
İstanbul halici, bir boynuz gibi kıvrıldığı için yabancılar tarafından “altın boynuz” ( golden horn ) olarak ifade edilmektedir.
Avrupa’nın
kuzeyinden Asya’nın doğusuna kadar uzanan “tayga ormanları” 8 milyon
kilometrekarelik alanı ile dünyanın en geniş ormanı olup, ekvatoral
bölgenin yağmur ormanlarından daha geniş yer kaplar.
Lut Gölünde % 26’yı bulan tuzluluk nedeniyle insan hiç kımıldamadan ve de yüzmeden suyun üstünde durabilir.
1020
yılında Amerika’ya ulaşan Vikingler, buradaki yerli halkların kırmızı
rengi çok sevdiklerini ve topraktan elde ettikleri boyalarla yüzlerini
kırmızıya boyadıklarını görmüşlerdi. Bu nedenle bu esmer derili
insanlara “kızıl adamlar”, “kızıl derililer” ismini takmışlardır.
“Menderes”
ismi Türkiye’nin Ege Bölgesindeki Büyük Menderes Nehrinin çizdiği
büklümlerden alınarak, coğrafya literatürüne geçmiştir.
“Atlas”
ismi dünyayı omuzları üstünde taşıdığı düşünülen mitolojik Yunan
tanrısına binaen 1595’te Mercator’un yayınladığı dünya haritaları
takımına verdiği isimdir.
“Himalaya” ismi Sanskritçede “onun evi” ( him=onun, alaya=evi ) anlamına gelmektedir.
“Nederland”
Flamancada alçak ülke anlamına gelmektedir. Çünkü Hollanda
topraklarının % 60’ı denizin doldurulmasıyla kazanıldığından, ülkenin
hiçbir noktasının yükseltisi 300 metreden fazla değildir. Hatta % 27’si
deniz seviyesinin altındadır.
Volkan ismi İtalya’daki Sicilya
Adasının kuzeyinde yer alan Eloiata takımadalarında bulunan “Vulcano”
yanardağından ( roma ateş tanrısı Vulcanusa binaen ) gelmektedir.
Havanın
insan üzerine yaptığı itme kuvveti ( basınç ) hissedilemez, çünkü insan
vücudu da havayı aynı kuvvetle dışarı doğru itmektedir.
Ham
petrol arıtma için 400 °C’ye kadar ısıtılınca buhar haline dönüşür.
Isıtılan ham petrol buhar ayrıştırma kolonundan yukarı doğru çıktıkça
soğur ve farklı sıcaklıklarda ayrışarak 340 °C’de mazot, 260 °C’de
gazyağı, 180 °C’de benzin, 110 °C’de gaz elde edilir.
Kalorifer peteği gibi ısıtıcıların pencerelerin altına konulmasının nedeni, dışarıdan gelen soğuk havayı ısıtmasıdır.
Dünyanın Güneşten aldığı enerji miktarı, 100 milyonun üzerinde elektrik santralinin ürettiği enerji miktarına eşittir.
Doğu
Yarımküredeki tropikal siklonlara “tayfun” denir. Çince taifung
kelimesinden gelen bu sözcük “büyük rüzgâr” anlamına gelmektedir.
“Everest
Dağı” ismini, 1852’de ekibiyle buranın Dünyanın en yüksek dağı olduğunu
keşfeden İngiliz dağcı Sir George Everest’ten almıştır.
Karayolu
taşımacılığında Türkiye 23.300 araçla birinci, Almanya 21.200 araçla
ikinci, İngiltere 12.400 araçla üçüncü, Fransa 10.900 araçla dördüncü
sırayı alır.
İrlanda ılıman iklimin etkisinde olduğundan yıl
boyunca yağış alır. Bu nedenle sürekli yeşil çayırlarla kaplı olup
“zümrüt ada” olarak nitelendirilir.
Sömürgecilik döneminde Portekiz’in başkenti Güney Amerika kıtasındaki “Rio de Janerio”’idi.
Dünya atmosferine bir günde giren akanyıldız ( göktaşı ) sayısı 75.000.000 civarındadır.
Amazon
Nehrinin ismi kadın savaşçı anlamındaki amazondan gelmektedir. 1541’de
nehir boyunca yolculuk yapan Orellana adındaki bir İspanyol gezgin,
yolculuğu boyunca pek çok kadın savaşçıyla çarpıştığından nehre Yunan
mitolojisinde kadın savaşçı anlamına gelen “Amazon” ismini vermiştir.
Orta Asya’daki Taklamakan Çölünün ismi Çincede “giden gelmez” anlamındadır.
ABD,
Kanada sınırındaki Niagara Çağlayanı 29 Mart 1848’de buzlar Ontario
ırmağının akışını engellediğinden 30 saat süreyle akmamıştır.
Kanyon
sözcüğü İspanyolca “boru” ya da “tüp” anlamındaki cana sözcüğünden
gelir. Kanyon bir ırmağın kayaları oyarak açtığı derin, dik duvarlı
vadi anlamındadır. 1776’da Francisco Garces adlı bir İspanyol papaz
kırmızı çamurundan ötürü bu nehre İspanyolcada “kırmızı” anlamına gelen
“Colorado” ismini vermiştir. 1600 kilometre uzunluğundaki Colorado
Kanyonuna “büyük kanyon” ismi ise tek kollu coğrafyacı John Wesley
Powell tarafından konulmuştur. Powell ve ekibi büyük kanyonu 98 günde
aşmış ve ölümden zor kurtulmuştur.
“Karst” kelimesi,
Hırvatistan’ın kuzeybatısında bulunan ve krs, kras=taş anlamına gelen
yayladan alınmadır. Slavca bir kelime olup, bu tür araştırmalar önce bu
bölgede yapıldığından tüm dünyada bu tür araziler için “kars, karstik”
sözcükleri kullanılmıştır.
Hortumlar o kadar güçlüdür ki
kurbağa, balık ve kuşları yutup sonra bunların yağmur gibi düşmesine
yol açabilir. 1978’de İngiltere’de kaz, 1994 yılında Avustralya’da
oluşan şiddetli bir fırtına sonucu yüzlerce tatlı su balığı yağmıştır.
Çok yağış alan tropikal bölgelerde sel baskınlarından korunmak için evler yüksek direkler üzerine kurulur.
Sahra
çölündeki “siroko” rüzgârı buradaki kumları kaldırarak uzak mesafelere
taşınmasına neden olur. Bu durum uzak mesafelerde, örneğin İngiltere ve
İsviçre gibi ülkelerde kızıl renkli kar ve yağmur yağışlarına neden
olmuştur.
Tropikler arası dışındaki bölgelerde yağışlar genelde kar olarak başlar, alçaldıkça ısındığından yağmura dönüşür.
Kutuplarda
yaşayan hayvanların ( kutup ayısı, penguen, kutup tilkisi ) kalın ve
yalıtıcı yağ ve tüy katmanları sıcağı içeride, dondurucu soğuğu
dışarıda tutmaya yarar. Bu nedenle dış ortama göre vücut
sıcaklıklarının değişmemesi onları aşırı soğuktan korur.
Yeryüzündeki buzun % 99’u Antarktika Kıtası ve Grönland adasında bulunur.
909
m³ /sn’lik yıllık ortalama akımıyla Fırat, Türkiye’nin en bol akımlı
nehri iken, Dicle 629 m³ /sn’lik ortalama akımla ikinci sıradadır.
Cebelitarık
adı; M.S 711’de bölgeden geçen Arap komutan Tarık Bin Ziyad’ın ismine
binaen yöredeki bir dağa Cebel el Tarık “Tarık dağı” denilmiştir. Bu
isim sonraları Cebelitarık şekline dönüşerek ülkenin ismi haline
gelmiştir.
Fırat 127.000 km²’lik su toplama havzasıyla Türkiye’nin en geniş havzalı nehridir.
Danimarka’nın başkenti “Kopenhag” şehrinin adı bu dilde tüccar limanı anlamına gelen “kopenhavn” sözcüğünden gelir.
Faröe adaları; Danimarkacada “uzak adalar” anlamına gelmektedir.
Ekvatoral
bölgedeki “yağmur ormanları” dünya yüzölçümünün % 10’nunu kaplamasına
karşın, tüm dünyadaki hayvan ve bitki türlerinin % 50-70’ini bünyesinde
bulundurmaktadır.
Trias devrinde Pangea adı verilen tek ve çok
büyük bir kıta vardı. Kretase devrinde ise Pangea’nın bölünmesiyle yeni
kıtalar oluşmuştur.
Kutup yaşamına en iyi uyum sağlayan
hayvanların başında Güney kutbunda yaşayan imparator pengueni
gelmektedir. Bu hayvanlar – 60 °C’de yumurtlamaktadır.
Amerika’daki
tornado rüzgârlarının hızı saatte 1000 kilometreyi bulmaktadır. ABD’de
1970 yılında meydana gelen bir tornado 400.000 can almıştır.
Himalaya Dağlarının 4000 metre yüksekliğindeki kesimlerinde sıcaklık – 40 °C’ye kadar düştüğünden sular 8 ay boyunca donar.
Dünyanın en büyük ekonomileri; ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada’dır.
Norveç’in başkenti Stockholm çok sayıda kanal ve köprüye sahip olduğu için “kuzeyin Venedik’i” olarak nitelendirilir.
“Ukrayna” Slavca sınır ülkesi anlamına gelmektedir.
Arjantin’deki
uçsuz bucaksız otlaklarda ( pampalarda ) atlarıyla sürü çobanlığı
yapanlara “gaşo”, Kuzey Amerika’da aynı şekilde sürü çobanlığı
yapanlara ise “kovboy” denir.
Kıtalar mantodan hafif oldukları için mantonun içine gömülmezler, aksine onun üzerinde bir gemi gibi yüzerler.
5000 metre yükseklikte basınç azalması nedeniyle su 70 °C’de kaynar.
İnsanoğlunun
yerkabuğunun içlerine doğru inebildiği en derin nokta 12.000 metredir.
Rusya Federasyonundaki Kola Yarımadasında jeolojik amaçla yapılan
kazılarda 12.000 metreye inilmiştir. Günde 11 metre yol alınabilen
kazıda 200 °C’lik sıcaklığa ulaşılmıştır.
Mercanadalar, mercan
denen çok küçük deniz canlılarının iskeletlerinin okyanus tabanında üst
üstte yığılmasıyla oluşmuştur. ( Maldiv Adaları )
Galapagos Adaları ismini İspanyolca kaplumbağa anlamına gelen “dev galapagos kaplumbağasından” almıştır.
Hindu dininde Ganj Irmağı kutsal sayılır. Bu nedenle bu kutsal ırmakta yıkanılır.
“Tsunami”
Japoncada deprem dalgası demektir. Bu dev dalgaların hızı saatte 900
kilometreye ulaşabilir. Derin denizde yüksekliği 1 metreden az olan bu
dalgalar, karaya ulaştıklarında hızları azalır, ancak yükseklikleri
artarak 30–50 metreye kadar ulaşabilir. Tsunamilerin % 90’ı Büyük
Okyanusta ortaya çıkar.
Afrika’daki Victoria çağlayanına
İngiliz kâşif David Livingstone kraliçe Victoria’nın adını vermiştir.
Bu çağlayan sis tabakası yaratarak büyük bir gürültüyle aşağıya
döküldüğünden yerlilerce “gümbürdeyen duman” diye bilinir.
Bir yükseltinin dağ olarak nitelendirilebilmesi için çevresinden en az 600 metre yüksek olması gerekir.
Doğal
bitki örtüsünün cılız olduğu bölgelerde, nüfusta seyrektir. Çünkü bitki
örtüsünün cılız olduğu yerlerde hayvan türleri de azalır ve insanların
beslenmesi zorlaşır.
Asor adaları Atlas Okyanusunda yer alan
volkanik ve dağlık adalardır. Portekizliler 1432’de bu adalara ayak
bastıklarında yırtıcı kuşların bolluğundan dolayı Portekizcede akbaba
anlamına gelen “açores” ismini vermişlerdir.
Eskimolar
kendilerine inuit yani “insan” derler. En çetin çevre koşullarına uyum
sağlayan Eskimolar ren geyiği, ( tareninuit ) balina, ( nuuninuit ) fok
balığı ve kutup ayısı avlayarak geçinirler. Igloo adı verilen buzdan
evlerde yaşayan ve azla yetinen bir halk olan Eskimolar ne yetkili
makam tanırlar, ne de sürekli bir yere yerleşirler. Kültürlerinde kar
ve soğuğun etkisi büyüktür.
İtalya sınırları içinde yer alan 62
km²’lik San Marino, turizm ve posta pulu satıcılığıyla geçinen küçük
bir ülkedir. San Marino’da caddelerde otomobil ve motorlu taşıtla
dolaşmak yasaktır.
Halley kuyruklu yıldızını İngiliz bilim adamı Edmund Halley bulmuştur.
1976’da
Richter ölçeğiyle Çin’in Hebei bölgesinde meydana gelen 7,7
büyüklüğündeki deprem 800.000 insanın ölümüne neden olmuştur.
İrlanda’nın
kuzeyinde 4000’i aşan soğumuş bazalt sütunundan oluşan arazi devler
kaldırımı olarak nitelendirilir. Yörede “zafer yolu”kalıntısı olarak
bilinen bu taşlar aslında yanardağ lavlarının paralel kenarlı büyük
prizmalar şeklinde hızla soğumasıyla oluşmuştur.
Fransız Rivierası “Cote d’Azur’a” denizinin mavi sularından dolayı “mavi kıyı” anlamına gelen bu isim verilmiştir.
ABD’nin
Kaliforniya eyaletindeki Yosemite Parkta bulunan dev ağaçlara; uzun
ömürleri ve koca gövdelerinden dolayı Kızılderili Cherokees kabilesinin
büyük şefi, dev yapılı “See-Quayah’ın” adına binaen “Sekoya” adı
verilmiştir.
Richter ölçeğine göre 8,6 büyüklüğünde ki bir deprem, 100 hidrojen bombasının gücüne eşittir.
Okaliptüs
ağaçlarının boyları 150 metreyi aşar. Bu ağacın yassı yaprakları
eksenleri kuzey-güney doğrultusunu aldığından güneşin kavurucu
sıcağından korunur. Bu nedenle bu ağaçlara Yunancada “koruyucu”
anlamına gelen okaliptüs adı verilmiştir.
Türkiye’deki en iyi cevizler; Bursa, Kastamonu, Bolu, Tokat, İzmit-Karamürsel, Ankara-Kızılcahamam ve Yalova’da yetişir.
Alaska’da 3 milyona yakın göl vardır ve tamamına yakını buzul aşındırmasıyla oluşmuştur.
Şimdilerde
bir Jeep markası olan “Cherokee”ismi Kızılderililerden alınmıştır.
Amerika işgali sırasında bir Kızılderili kabilesi olan “Cherokeeler”
batıya gitmeyi reddeder ve Carolina’da bulunan Dumanlı Dağlara
saklanır. Bu nedenle bir dağ aracı olan jeepe “cherokee” ismi verilir.
Sunay Akın
Gökkuşağının
sonu yoktur. Gökkuşağı aslında tam bir çember biçimindedir. Ancak
insanlar sınırlı bir uzaklığı, yani ufka kadar olan uzaklığı
görebildiği için ancak bu çemberin sınırlı bir bölümünü görebilir.
Tsunami karaya ulaştığında, genellikle ilk önce körfezdeki bütün sular boşalır.
Kömür petrol, doğal gaz gibi enerji kaynaklarına organik kökenli olmaları nedeniyle “ fosil yakıt” denir.
Avustralya’daki
büyük set kayalıkları ve çevresinde deniz yaşamı çok çeşitlilik
gösterir. Bu kayalıklarda 400 mercan, 215 kuş ve 1500’den fazla balık
çeşidi yaşar.
Üç küçük gemi ve çoğu kürek mahkûmu olan bir avuç
tayfa ile çıktığı uzun ve tehlikeli yolculuk sonrası Antik Adalarına
ulaşan Kristof Kolomb, Hindistan’ın batı kıyılarına ulaştığını sanmış
ve buraya uzun süre “Batı Hint Adaları” denilmiştir. Floransalı Amerigo
Vespuci 1497’de yaptığı ilk yolculuğunda büyük bir kıta bulmuştur.
Vespuci bu kıtadan “yenidünya” ( Mundus Novus ) diye bahsetmiştir.
Alman coğrafyacı Martin Waldseemüller 1507 yılında yaptığı atlasta, bu
yeni kıtaya Amerigo Vespucinin anısına “Amerika” adını vermiştir.
Kahve, dünya ticaretinde petrolden sonra ikinci sırayı alır.
ABD’nin Florida eyaletinde bulunan 13.000 km²’lik Everglades bataklığı milli park ilan edilmiştir.
Asya
kıtası ismini Anadolu topraklarından almıştır. Eski çağlarda
Türkiye’nin Ege Bölgesi “Assuva” sonra “Asu” olarak tanınıyordu.
Güneşin doğduğu ülke anlamına gelen bu isim sonradan değişerek “Asya”ya
dönüşmüştür.
Afrika’nın özellikle iç kısımları 20 yüzyıla kadar yeterince tanınmadığından kıtaya “karanlık kıta” denilmiştir.
Dünya ekvatorda saniyede 467 metre hızla dönerken, güneş çevresinde ise saniyede 30 kilometre hızla döner.
Asya, 62.000 kilometre ile dünyanın en uzun kıyılara sahip kıtası iken, Kuzey Amerika kıtası 60.000 kilometre ile ikincidir.
Sabun yapımında zeytin, hurma, yer fıstığı, ayçiçeği, soya yağı, pamuk çekirdeği ile sığır ve koyun iç yağları kullanılır.
Antarktika
en soğuk, en rüzgârlı ve yüksek kıtadır. Bu kıtada yaz devresi kabul
edilen ocak ayında ortalama sıcaklık -30°C’dir. Bu kıtada -89,2 °C ile
dünyadaki en düşük sıcaklık ölçülmüştür. Kıta tamamen buzlarla
kaplıdır, buzulların kalınlığı yer yer 5 kilometreyi bulur. Dünyadaki
buzun büyük kısmı, tatlı su kaynaklarının büyük kısmı bu kıtadadır.
Domatesin anavatanı Güney Amerika olup, ismi Aztek yerlilerinin dilindeki “tomatl” sözcüğünden gelir.
Kanada’da yaygın olarak yetişen akça ağaçtan şeker elde edilir.
Bir
içecek olan “cola” ismi tropikal bölgelerde yetişen kola bitkisinden
gelmektedir. Bu bitki kolalı içeceklere tat vermek için kullanılmıştır.
Rusya
Federasyonundaki bütün ırmakların Baykal gölünü doldurması için bir yıl
akması gerekir. Dünya tatlı su varlığının % 20’ye yakını buradadır.
Yerleşilebilen kıtalar içinde çöl olmayan tek kıta Avrupa’dır.
Cemre kor ateş anlamındadır. İlkbaharın gelmesiyle güneşin önce toprağı, sonra suyu, sonra havayı ısıttığı düşünülür.
Kolombiya adını Kristof Kolomb’dan almıştır.
Dünyada en çok yetiştirilen meyve elmadır.
Mezopotamya
ismi eski Yunancada “mesos = ara, orta” ve” potamos = nehir”
sözcüklerinden türemiş olup iki nehir arası anlamındadır. Günümüzde
Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan verimli topraklara Mezopotamya
denilmektedir.
Dünyanın deniz seviyesinden en alçakta yer alan gölü – 395 metre ile Lut Gölüdür.
Maldivler Cumhuriyeti’nin en yüksek noktasının denizden yüksekliği 2,4 metredir.
Vatikan 1.000 kişi ile dünyanın en az nüfuslu ülkesidir.
Şili'de ki Atacama çölüne 100 yıl boyunca hiç yağmur yağmamıştır.
And
Dağlarından doğup Brezilya' da denize ulaşan Amazon Nehri ağız
kesimindeki 150.000 m³/sn’ lik su miktarı ile dünyanın en bol akımlı
nehridir.
Dünyanın en büyük adası 2.186.000 km²’ lik yüzölçümü ile Grönland'dır.
142.880 km²’ lik ekvatoral çapı ile Jüpiter en büyük gezegendir.
ABD-Kanada sınırında yer alan Superior 82.098 km²’ lik yüzölçümüyle dünyanın en büyük gölüdür.
Dünyanın en büyük kıtası 44.387.000 km²' lik yüzölçümü ile Asya’dır.
Dünyanın
en şiddetli volkanik patlaması, 27 Ağustos 1883 tarihinde Endonezya’nın
Krakatoa adasında meydana gelmiştir. En güçlü hidrojen bombası
patlamasından 26 kez daha güçlü olan bu patlamada 38.380 kişi yaşamını
yitirmiş, fırlayan kayalar 55 kilometre yükseğe çıkmış, patlama sesi
5.000 kilometre uzaktan duyulmuştur.
Rusya Federasyonu 17.400.000 km²' lik yüzölçümü ile dünyanın en büyük ülkesidir.
Dünyanın en büyük yarımadası 3.250.000 km²’ lik yüzölçümü ile Arabistan’dır.
Pasifik
Okyanusundaki Mariana ( Challenger ) çukurunun derinliği 11.033
metredir. Yarım kiloluk bir demir top bu çukurun üzerinde suya
bırakıldığında dibe yaklaşık 63 dakikada varabilir.
Kazakistan’daki Baykal Gölü 1.940 metre ile dünyanın en derin gölüdür.
Dünyadaki en düşük sıcaklık, 21 Temmuz 1983 günü Antarktika Vostok' da -89,2°C olarak ölçülmüştür.
33 milyonluk nüfusu ile Japonya'nın başkenti Tokyo dünyanın en kalabalık nüfuslu kentidir.
Çin 1.234.000.000 ile dünyanın en kalabalık nüfuslu ülkesidir.
10.8 kilometrelik genişliğiyle Lâos’taki Khone dünyanın en geniş çağlayanıdır.
7.045.000 km²’ lik alanı ve 15.000 kolu ile Amazon Dünyanın en geniş havzalı nehridir.
Dünyanın en büyük volkanik krateri 117 kilometrelik çevre uzunluğu ile Japonya' da ki Aso yanardağındadır.
41° güney enleminde yer alan Yeni Zelanda'nın başkenti Wellington dünyada en güneyde yer alan başkenttir.
Güneş çevresinde saatte 172.248 kilometrelik hızla dönen Merkür en hızlı gezegendir.
64° kuzey enleminde yer alan İzlanda'nın başkenti Reyjkavik Dünyada en kuzeyde yer alan başkenttir.
Rusya Federasyonun 73° kuzey enlemindeki Dikson limanı dünyanın en kuzeydeki şehridir.
3.000 km²’ lik Ekvatoral çapı ile Plüton en küçük gezegendir.
Dünyanın en küçük kıtası 7.686.000 km²' lik yüzölçümü ile Avustralya'dır.
Vatikan 0,44 km²’ lik yüzölçümü ile dünyanın en küçük ülkesidir.
462°C’ lik yüzey ısısı ile Venüs en sıcak gezegendir.
—220 °C’ lik yüzey ısısı ile Plüton en soğuk gezegendir.
İsrail-Ürdün arasında yer alan Lut Gölü dünyanın en tuzlu gölüdür.
Rusya Federasyonu ile Japonya arasında yer alanTatar Boğazı 800 kilometrelik uzunluğuyla dünyanın en uzun boğazıdır.
ABD’nin Kentucky bölgesindeki Flint Mamoth mağarasının uzunluğu 345 kilometredir.
Burundi’ de doğup Mısır’ da Akdeniz’ e ulaşan Nil 6.695 kilometre ile Dünyanın en uzun nehridir.
Venüs 41.360.000 kilometre ile dünyaya en yakın gezegendir.
Bolivya’nın La Paz şehri 3.631 metre ile dünyanın en yüksekte yer alan başkentidir.
979 metre ile Venezüella’daki Angel, Dünyanın en yüksek çağlayanıdır.
Tibet-Nepal
sınırında ki Himalaya sıradağları üzerinde yer alan Everest Tepesi
8.848 metrelik zirvesiyle dünyanın en yüksek dağıdır.
1971
yılında Japonya' nın Ishıgaki adası kıyılarında ölçülen 85 metre
yüksekliğindeki deprem dalgası dünyadaki en yüksek dalgadır.
Dünyadaki en yüksek sıcaklık 13 Eylül 1922' de Libya El Aziziye' de 58°C olarak ölçülmüştür.
Hindistan’ da Tibet sınırına yakın Basisi kenti 5.988 metrelik yükseltisiyle dünyanın en yüksekteki şehridir.
Hindistan’da
Himalaya Dağlarının eteklerinde yer alan Çerapunçi yöresi 1860–1861
yılları arasındaki bir yıllık sürede 26.460 mm yağış almıştır.
4.360 saatlik yıllık güneşlenme süresi ile Doğu Sahra dünyanın en çok güneşlenen yeridir.
Havaideki Kauai Yöresi, yılda 350 gün boyunca düşen yağışla dünyanın en yağışlı yeridir.
Endonezya’nın Java adasındaki Bogor, 322 günlük süre ile dünyanın en çok gök gürültüsü olan yöresidir.
Etiyopya’daki Dallal 34,4 °C’lik yıllık sıcaklık ortalaması ile dünyanın en sıcak yeridir.
78° güney enlemi Antarktika’daki Polus Nedostupnosti – 57,8° C’ lik yıllık sıcaklık ortalaması ile dünyanın en soğuk yeridir.
Lesotho' nun en alçak noktası deniz seviyesinden 1.380 metre yüksekliktedir.
And Dağlarının Peru - Bolivya sınırları arasındaki bölgede 3.811
metrede bulunan Titikaka dünyanın en yüksekteki gölüdür.Kutup
bölgelerindeki kar ve buzlar sahip oldukları beyaz örtü nedeniyle
güneşten yeryüzüne ulaşan ışınların % 90’nını geriye yansıtarak, bu
bölgelerde sıcaklıkların düşük olmasında etkili olurlar.
Deterjan kelimesi Latincede temizleme anlamındaki “detergere” den gelir.
Deniz
düzeyinden yaklaşık 8 kilometre yüksekte olan Everest Dağının
zirvesindeki hava basıncı, deniz seviyesindekinin yaklaşık % 30’ u
kadardır.
30 kilometre yükseltideki stratosfer katmanında esen rüzgârların hızı saatte 300 kilometreyi bulur.
Atmosferin sıcaklığı 180 km yüksekte 395 °C’ye, 320 kilometre yükseklikte ise 700 °C’ye ulaşır.
Irmaklar her yıl yaklaşık 2 milyar madensel tuzu denizlere taşımaktadır.
Güney
Fransa’da “vent tu midi” denen sıcak ve nemli rüzgâr baş ağrıları,
sara, astım nöbetleri ve küçük ateşlenmelere neden olmaktadır.
Lületaşı, boşluklu ve hafif olduğundan, suda yüzer. Bu nedenle halk arasında “denizköpüğü” diye bilinir.
Selüloz,
bitkilerde hücre yapısının çoğunluğunu oluşturan ve kâğıt yapımı, yapay
yaprak üretimi ile bazı patlayıcı maddelerin üretiminde de kullanılan
kâğıt hamurudur.
İzlanda’da nüfusun % 67’si evlerinde jeotermal enerji kullanmaktadır.
Portland çimentosunun % 78’i kireçtaşı, % 20’si kil taşı, % 2’si ise diğer katkı maddelerinden oluşur.
Kristof Kolombun Amerika kıtasında karaya ilk ayak bastığı yer “Watling Adası” dır.
Norveç
yıllık enerji üretiminin %96’sını, Zaire %95’ini, Sri Lanka ( Seylan )
%90’nını, Brezilya %85’ini, İsviçre %75’ini, Kanada ise %65’ini
hidroelektrikten sağlamaktadır.
Ortaçağda Afrika kıyılarını dolaşan Normonların gördüklerini söyledikleri “yabanıl insanlar” aslında goril maymunlarıdır.
Bartelmi
Diaz ve ekibi 1847 yılında ulaştığı Güney Afrika’nın uç noktasına
fırtına ve dalgalar nedeniyle “Fırtınalar Burnu anlamına gelen Cabo
Tarmentoso ” adını vermiştir. Ancak sonraları Portekiz kralı buraya
“Fırtınalar Burnu” denilirse, buradan Hindistan’a ulaşmaya çalışacak
kaptan ve tayfaların korkacağını ileri sürerek buranın ismini “Ümit
Burnu anlamındaki Cabo Bao Esperanço” olarak değiştirmiştir.Güney
Afrika’nın Kap şehri de ismini buradan almıştır.
1497’de
Hindistan’a ulaşmak için yola çıkan Vasco dö Gama Güney Afrikada
yılbaşı günü önünden geçtiği yere “doğum günü” anlamına gelen “Natal”
ismini vermiştir.
Dünyada milli park olarak ilan edilen ilk yer ABD’de 1872’de oluşturulan “Yellowstone Milli Parkıdır”.
Hawaii
Adaları, Meksika Körfezi, Karayipler Denizi Kıyıları, ( Küba, Antil
Adaları, Florida ) ile Avustralya kıyıları dünyada sörf sporunun en
yoğun yapıldığı yerlerdir.
Genelde yaz sıcaklık ortalaması
10°C’den düşük olan bölgeler ile yıllık yağış tutarı 400 mm’den az olan
bölgelerde ağacın yetişmesi çok zordur.
Lâteks, ( kauçuk )
çiklet, ( sıtma ağacından ) reçine, ( çam, köknar, ladin ) sakız,
tanen, ( dericilikte kullanılır ) mantar, çeşitli yağlar ile ilaç
maddeleri ormanlardan elde edilen ürünlerdir.
Hindistan’a
gitmek üzere yola çıkan Magellan ve ekibi Güney Amerikanın fırtınalı
güney ucunu, bugünkü adıyla “Magellan Boğazının” fırtınalı ve tehlikeli
sularını aştıktan sonra, öteki tarafta ki sakin okyanusu görünce,
buraya “sakin deniz” anlamına gelen “Pasifik Okyanusu” adını vermiştir.
Norveç’teki
Narvik ve Bergen, Rusya Federasyonundaki Arhangelsk ve Vladivostok ile
İngiltere’deki Hull ve Grimsby liman şehirlerinin gelişmesinde
balıkçılık önemli rol oynamıştır.
Bir ton şeker elde etmek
için 40–50 ton, bir ton kâğıt üretebilmek için 170 ton, bir ton çelik
elde etmek için ( soğutma suyu olarak ) 300 bin ton, bir ton deriyi
işlemek için 10 ton kullanma suyuna ihtiyaç vardır.
Dünyada
sünger avcılığının en fazla olduğu bölgeler; Bahama Adaları, Florida
Kıyıları, Avustralya’nın doğu kıyıları, Akdeniz de Sicilya, Korsika ve
Sardunya adaları ile Ege adaları ve Bodrum kıyılarıdır.
Balinaların
kafa kemiklerinden çıkarılan ispermeçet yağı, kozmetik ve ilaç
endüstrisinde ( güzel kokan banyo sabunları, dudak rujları, krem ve
merhemler gibi ) kullanılır.
Okaliptüs ağaçları çok su
tükettiği için, bataklık bölgeleri kurutmada bu ağaçlardan
yararlanılır. Yapraklarından ise “okaliptol” adlı mikrop öldürücü ilaç
elde edilir.
Patates, mısır, domates ve tütün gibi tarım ürünleri Kızılderililerin insanlığa armağanıdır.
Kum çölleri, dünya karalarının % 14’ünü kaplar.
Eskimolar soğuktan korunmak için, vücutlarına hayvan yağı sürer ve kalın kürkler giyerler.
İspanyadaki Costa Brava; Vahşi kıyı, Costa Dorado ise Altın kıyı anlamına gelmektedir.
Mandalina, portakal ve limon kabuklarından kolonya ve esans üretiminde yararlanılır.
“Metre”
yer boylamının dörtte birinin on milyonda biridir. XVI. Louis döneminde
kararlaştırılan bu yeni uzunluk birimini doğru tanımlayabilme işi bir
hayli zahmetle yapılmıştır. Çünkü bunun için boylamın bir kısmının
ölçülmesi gerekmiştir. Gökbilimci J.B.Delambreda ile P.Mechain ikilisi,
biri Fransadan diğeri İspanyadan hareket ederek, birkaç bin astronomik
ve jeodezik gözlemde bulunmuş ve 7 yılın sonunda buluşmuşlardır.
Böylece örnek metre “etalon” bulunmuştur.
Anadolu kelimesinin Yunanca “güneşin doğuşu, doğu memleketi” anlamındaki Anatolos’dan geldiği sanılmaktadır.
Cıva sıvı olarak bulunan tek metaldir.
Dünyanın en büyük teleskopu Kuzey Kafkasya’daki Zelenchkayada kurulmuş olup 600 santimlik aynaya sahiptir.
Genelde yıllık yağış miktarı 200 milimetreden az olan yerler çöl olarak nitelendirilir.
Yenilebilir
yağların önemli bir kısmı; zeytin, ayçiçeği, soya, mısır, yerfıstığı,
pamuk, kolza, hindistancevizi ve fındıktan elde edilir.
Kahve
bitkisi, yıllık ortalama sıcaklığın 21°C olduğu ılıman iklimlerde
yetiştirilebilir ve en iyi ürün deniz düzeyinden 600–2000 metre
yükseklikteki ekim alanlarından alınır.
Tokyo ismi Japoncada “doğu başkenti” ( to=doğu, kyo=başkent ) anlamına gelmektedir.
Büyük
Sahra Çölü 8.600.000 km²’ lik yüzölçümüyle ABD kadar yer kaplar. Sahra
sözcüğü Arapçadaki “sahara” sözcüğünden gelme olup çöl anlamındadır.
Petrol kelimesi Latince “petra: kaya” ve “oleum: yağ” sözcüklerinden türemiştir.
Cam
yapımında saf silisyum kumu kullanılır. Camda kullanılan demir ve bakır
cama yeşil renk verirken, bakır oksit ve kobalt mavi, selenyum ve bakır
oksit ise kırmızı renk verir. Türkiye’de cam yapımında kullanılan
silisyum kumu Kapı dağ Yarımadası, İstanbul’un Karadeniz kıyıları,
Yalova kıyıları ile Sinop Yarımadasından sağlanır.
Amerikan
bağımsızlık savaşından sonra, 1790’da yeni başkentin Potomac Irmağı
kıyısında kurulması benimsenmiş ve yer seçimi ABD’nin ilk başkanı
George Washington’a bırakılmıştır. Kentin kuruluşunu denetleyen
komisyon kente “Amerikan bağımsızlık savaşında oynadığı rolle ülkenin
kurucusu olarak kabul edilen George Washington’un anısına” Washington
ismini vermiştir. Böylece 1800 yılında federal yönetim Philadelphia’dan
Washington’a taşınmıştır. Coğrafi açıdan kopuk ve uzak oluşu nedeniyle
önceleri “yaban kent” olarak anılan Washington 1812’den sonra Amerika
halkınca başkent olarak benimsenmiştir.
Yeni Zelanda ve Avustralya dünyanın en büyük yün üreticileri olup, dünyadaki toplam yün üretiminin % 40’ını karşılarlar.
Litosferdeki litho sözcüğü Yunancada “taş”, hidrosferdeki hidro sözcüğü ise Yunancada “su” anlamına gelmektedir.
Merinos koyunu dünyanın en kaliteli yününe sahip olup anavatanı İspanya’dır.
Kongo
Nehri ve kollarını kapsadığı için Kongo ismi ile anılan ülkeye 1971
yılında “ırmak” anlamına gelen “nzadi” sözcüğünden gelme “Zaire” ismi
verilmiştir.
Atlas Okyanusundaki Küçük Antil adalarına
doğu-kuzeydoğu yönünden batı-güneybatı yönüne doğru sürekli esen alize
rüzgârları nedeniyle “rüzgâr altı adaları” denir.
Pasifik
Okyanusunda bulunanYeni Gine’ye, 1945’te buraya ayak basan İspanyol
İnigo Ortiz de Retes, buradaki yerli halkı Afrika zencilerine
benzettiğinden bu adaya Afrika kıtasındaki Gine’ye binaen, “Yeni Gine”
ismini vermiştir.
Dünya yüzeyinin %12’si buzullarla kaplıdır.
“Tayland” sözcüğü Tayland dilinde özgür insanlar ülkesi anlamına gelmektedir.
Kristof
Kolomb 1502 yılında Amerika kıtasına yaptığı son yolculuğunda
Honduras’a “deniz derinlikleri” anlamına gelen ismi vermiştir.
Elverişli jeopolitik konumu nedeniyle Simon Bolivar Panamayı “evrenin kalbi” olarak nitelemiştir.
Üstünde bulunan kar ve buz örtüsünden dolayı, Antarktika “beyaz çöl” olarak bilinir.
400 kilometrelik uzunluğu ile Antarktika’daki Lambert Buzulu dünyadaki en uzun buzuldur.
Tasmanya ve Tasman Denizinin ismi yöreyi keşfeden Hollandalı denizci “Abel Tasman”dan gelmektedir
Kuzey kutup dairesi üzerinde kalan bölgeye “arktika” denir.
Avustralya, Yeni Zelanda ve Pasifik Okyanusundaki çok sayıda adadan oluşan kıtaya “Okyanusya” denir.
Avrupalıların
Brezilya toprakları ile tanışması tesadüfen olmuştur. Portekizli
denizci Alvares Cabral, yelkenli gemileriyle Ümit Burnunu dolaşıp
Hindistan’a gitmeyi amaçlarken rüzgârsız Gine Körfezine girmemek için,
gerektiğinden fazla batıya açılınca, Brezilya kıyılarına ulaşmıştır.
Portekiz hemen bu topraklar üzerinde hak iddia ederek buraya “Terra da
Santa Cruz=kutsal haç toprakları” ismini vermiştir. Brezilya ismi ise
daha sonraları, bu bölgede çok rastlanan ve kırmızı boya yapımında
kullanılan “pau-brasil” ağacından dolayı verilmiştir.
İspanyolcada
ova-düzlük anlamına gelen “pampalar” Arjantinde 760.000 km²’lik bir
alan kaplar ki bu Türkiye’nin yüzölçümüne yakındır. Geniş, serin, sulak
ve ağaçsız olan pampalar hayvancılık için uygun ortam oluştururlar.
Aborjinlerin
gölgeli yer anlamına gelen uluru ismini verdikleri Ayers Kayası
Avustralya’nın simgelerinden biridir. 384 metrelik yüksekliği ve 3,6
kilometrelik uzunluğu ile dünyanın tek blok halindeki en büyük
kayasıdır. Ayers Kayası Aborjinlerce kutsal kabul edildiğinden
tırmanmak günah sayılmaktadır.
Venezüella adı İspanyolca küçük
Venedik anlamına gelir. Petrol üretiminde çalışmak üzere aldığı yoğun
göç nedeniyle “göçmenler ülkesi” olarak bilinir.
Surinam adını
14. yüzyıla kadar bu topraklarda yaşayan “surinenlerden” almıştır.
Hollanda 1667 yılında sömürgesi durumundaki New Amsterdam’ı ( bugünkü
New York şehrini ) İngiltere’ye vererek karşılığında Surinam’ı almıştır.
Anayurdu
Amerikanın tropikal kesimleri olan kapok ağacının liflerinden; yatak,
yorgan, uyku tulumu, yastık ve can simidi yapılır.
1549 yılından 1763 yılına kadar Brezilya’nın başkenti eski ismi Bahia olan Atlas Okyanusu kıyısındaki Salvador’du
Macellan
dünya çevresindeki turunda Amerika kıtasının güneyinden geçerek
Hindistan’a varmaya çalışırken geçtikleri boğaza ateş ülkesi anlamına
gelen “tierra del fuego” ismini vermiştir. Çünkü bu soğuk bölgenin
insanları bazen ısınmak, bazen de balıkları çekmek için kıyı boyunca
ateş yakıyordu.
Kızıl Erik M.S 985’te ( Kristof Kolomb’dan
500 yıl önce ) buzlarla kaplı bir karanın en güney noktasına ulaşmış ve
buraya göçmenleri kolaylıkla çekebilmek için Norveç dilinde yeşil
anlamına gelen “Greenland” adını koymuştur. Bu isim daha sonraları
Grönland’a dönüşmüştür.
Palmiye yapraklarındaki liflerden
sicim, kurutulmuş yapraklarından hasır yaygı, paravana yapılır.
Yapraklarının arasındaki kalın damardan sepet örülür. Tomurcukları çok
lezzetli sebze yerine geçer. Özsuyundan palmiye şarabı, meyvesinden
palmiye yağı, çekirdeğinden ise sabun elde edilir.
Dünyada en
fazla kara komşusuna sahip ülkeler şunlardır; Çin ve Rusya Federasyonu
14, Brezilya 10, Kongo, Sudan ve Almanya 9, Türkiye, Avusturya, Fransa,
Zambiya ve Tanzanya ise 8 ülke ile kara sınırı komşusudur.
Bolivya,
ismini aslında bir İspanyol olan ve Ekvador, Bolivya, Kolombiya,
Panama, Peru ve Venezüella gibi ülkelerin bağımsızlık savaşında
önderlik yapan Venezüellalı Simon Bolivar’dan almıştır.
Ekvator
çizgisi; Ekvador, Kolombiya, Brezilya, Gabon, Kongo, Uganda, Kenya,
Somali, Maldivler, Endonezya ve Kiribati gibi ülkelerin topraklarından
geçer.
Başlangıç meridyeni; İngiltere, Fransa, İspanya, Cezayir, Mali, Burkino Faso, Gana ve Togo gibi ülkelerin topraklarından geçer.
“Cezayir” Arapçada ada demektir. İsmini Akdeniz’deki küçük bir adadan almıştır
Fas, Cezayir ve Tunus’a Afrika kıtasının batısında yer almaları nedeniyle “mağrip=günbatısı” ülkeleri denir.
Kosta Rica, İspanyolcada “zengin kıyı” anlamına gelmektedir.
Guatemala, Aztek dilinde “ağaçlar ülkesi” anlamına gelmektedir.
Brezilyanın
doğu kesimindeki kurak iç bölgelerde seyrek, bodur, kuraklığa dayanıklı
ve dikenli yapılarıyla belirginleşen fundalıklara sahip bitki örtüsüne
“caatinga=beyaz ormanlar” adı verilir.
Gittikçe düşen bir
atmosfer basıncı, rüzgâr ve çoğu kez de yağmur geldiğine işarettir.
Artış gösteren bir atmosfer basıncı ise güzel bir havanın geleceğine
işarettir.
Dünyada ilk petrol kuyusu 1859’da ABD’nin
Pensilviana eyaletindeki Titusville’de açılmıştır. Bu kuyuda bir günde
25 varil petrol ( 1 varil=185 litre ) elde ediliyordu.
Gözlük
camı; kum, bor trioksit, potas, demir ve soda, pencere camı; kum, soda,
kireç, magnezyum oksit, alüminyum oksit, şişe camı; kum, soda, kireç,
alüminyum oksit, kristal cam; kum, kurşun oksit ve sodadan yapılır.
Amonyak,
kok kömürü, katran, ilaçlar, boyalar, patlayıcı maddeler, parfümler,
antiseptikler ve plastikler taşkömüründen elde edilir.
Kanguru
isminin Avustralya’ya ilk ayak basan beyazların bu zıplayan hayvanı
gördüklerinde yerlilere; nedir bu hayvan? diye sormaları ve yerlilerin
“kangaroo = ne dediğini anlamıyorum!” cevabını vermelerinden geldiği
sanılmaktadır.
Belçika ( Be ), Nederland = Hollanda ( Ne ), ve
Lüksemburg ( Lüks ) gibi ülkelerin üçü “ Benelüks ülkeleri” olarak
nitelendirilir.
Lös; Almanca “lose = gevşek” anlamındadır. Çok
küçük mil tanelerinden meydana gelen soluk, sarı renkli toprak çöllerde
( 23° - 55° ) yaygın olarak görülür.
“Mangrov” tropikal
kuşakta, güçlü gelgitlere açık koy, delta ve lagün gibi tatlı ve tuzlu
suların birbirine karıştığı bataklıklarda görülen sık ormanlara verilen
isimdir.
Fayansı ilk yapanlar Babillilerdir. Ortaçağda Araplar
fayans yapma tekniğini Avrupa’ya taşımışlardır. Özellikle İtalya’da
büyük ilgi gören fayans özellikle 1400’lü yıllarda en büyük üretim
merkezi olan “Faenza”nın adıyla anılır olmuştur.
Blue jeanı
1873’te batıyı keşfe çıkan Oscar Lewis Strauss bulmuştur. Bu
pantolonlar başlangıçta çadır bezi diye bilinen mavi ketenden
hazırlanıyordu. Jean sözcüğü ( cin ) ilk kez 1967’de kullanılmıştır ve
bu isim Cenova’dan gelmektedir. Çünkü bu pamuklu kumaş Cenova’da
dokunmaktaydı.
Haşhaş ismi, Hasan Sabah’tan gelmektedir.
Haşhaşin = haşhaşçılar mezhebinin kurucusu olan Hasan Sabah haşhaş
sakızı, afyonun insan iradesini nasıl zayıflattığını görmüş ve
mezhebine girenlere haşhaş vererek çeşitli cinayetler işlettirmiştir.
Karabiberin en çok üretildiği yerler; Hindistan, Malezya ve Endonezya’dır.
1847’de
İngiliz Mercer, pamuk ipliğini bir sudkostik eriyiğinin içine batırarak
yeni bir iplik elde etti ve bu yeni ipliğe “ merserize” adını verdi.
1822
yılında Fransız mineraloji uzmanı Pierre Berthier, Provanca bölgesinin
“ baux” kentinde bir maden bularak buna “boksit” adını vermiştir.
1854’te Fransız kimyacı Saint- Claire Devill bu madeni klorürle
indirgeyerek asıl alüminyumu elde etti.
Pamuk bitkisinin
gelişip ürün vermesi için 200 gün, mısır bitkisinin gelişip ürün
vermesi için ise 150 gün sıcaklığın O°C’nin üzerinde olması gerekir.
Bir
bölgede günlük en yüksek sıcaklığın 30°C’nin üzerine çıktığı gün
“tropik gün”, günlük en yüksek sıcaklığın 25°C’nin üzerine çıktığı gün
“yaz günü”, günlük en düşük sıcaklığın 0°C’nin üstüne hiç çıkmadığı gün
ise “ kış” günü olarak kabul edilir.
Çernezyom, Rus dilinde
çern = kara renkli, ezyom = toprak sözcüklerinden gelmedir.Uzun boylu
çayır bitki örtüsü altında oluşan koyu renkli toprak organik madde
bakımından oldukça zengindir.
1998 yılına kadar Everest zirvesine çıkmaya çalışan 918 kişiden 146’sı ölmüştür.
Atmosfer sözcüğü Yunanca “atmos = nefes, sphere = küre” kelimelerinden gelmektedir.
Atmosferdeki
havanın 1 cm²’lik yüzeye yaptığı basınç 760 mm.lik cıva sütunun
ağırlığına eşit olup, 1033 gr.dır. Dolayısıyla tüm atmosferin ağırlığı
5,1 trilyon kilogramdır.
Güneşten yeryüzüne gelen enerjinin;
% 25’i bulutlar ve atmosferce geriye yansıtılır.
% 25’i dağılmaya ( difüzyona ) uğrar.
% 15’i atmosfer tarafından emilir.
% 8’i yerden geriye yansıtılır.
% 27’si ise yeryüzünü ısıtır.
Her
yıl 1 milyar ton Afrika toprağı Atlas Okyanusunu geçerek Amerika
kıtasına ulaşır. Bu toz ve toprak Amerika’ya, Karayip’lere ve Amazon
Havzasına, Bahama Adalarına zengin tortular taşır. Zengin mineral ve
besin taşıyan bu topraklar; bünyesinde böcek, mikro organizmalar ve
mantar barındırdığından tarım topraklarının verimli hale gelmesinde
etkilidir.
Macaristan’ın başkenti Budapeşte iki bölümden
oluşur. Tuna Nehrinin iki yakasında kurulan Budapeşte’nin ilk çekirdeği
olan Buda ortaçağda Tuna Nehrinin batı kıyısına kurulmuştur. Bu kesimde
tarihi eserler ve konutlar bulunur. Daha sonraları Tuna Nehrinin doğu
kıyısına kurulan Peşte ise ticari, kültürel ve idari merkez
özelliğindedir.
Mississipi, Kızılderili dilinde “büyük su, suların atası anlamına” gelmektedir.
Liberya ismi “özgür olanların ülkesi” anlamına gelmektedir.
Başkent Addis Ababa Etiyopya dilinde “yeni çiçek” anlamına gelmektedir.
Deniz seviyesinden 2500 metre yükseklikte kurulan Addis Ababa, Afrika kıtasının en yüksekte kurulan kentidir.
Sudan’ın ismi Arapçada “siyahlar ülkesi” anlamındaki bilad el-sudan’dan gelmektedir.
Kenya’nın
başkenti Nairobi ismini Masailerin Enkare Nairobi dedikleri bir su
kaynağından alır ve yerli dilinde “soğuk su” anlamına gelir.
Casablanca ismi İspanyolcada “beyaz ev” anlamına gelmektedir.
Botswana ismini ülkede kalabalık bir topluluk olan Botswana kabilesinden almıştır.
Kalahari çölü “kum dünyası” ya da “susuz ülke” olarak bilinir. Çölde ot toplulukları ve ağaçlıklar bulunur.
Kuveyt arapçada “korunmuş kent, kale” anlamına gelmektedir.
Japonya yani “Nippon” Japonca dilinde, güneşin doğduğu ülke anlamına gelmektedir.
Kosta Rika İspanyolcada zengin kıyı anlamına gelmektedir.
Madagaskar’da 150.000 hayvan ve bitki türü yalnızca bu ülkeye ait endemik türdür.
Moldova’nın ismi Romanya’da bulunan Moldova ırmağından gelmektedir.
İspanyollar Venezüella’ya su üstündeki evlerden dolayı bu ülkeye “küçük Venedik” anlamına gelen Venezüella ismini vermişlerdir.
Tuna
Nehri Avusturya’nın başkenti viyana, Slovakya’nın başkenti Bratislava,
Macaristan’ın başkenti Budapeşte ile Yugoslavya’nın başkenti
Belgrad’dan geçer.
Dünyanın en büyük ticari gemi filosu Yunanistan’dadır.
Dünyanın en zengin fosfat rezervleri Fas’ta bulunur.
Haiti ismi yerli dilinde “dağda yaşayanlar” anlamına gelmektedir.
İsviçre denize kıyısı olmadığı halde, dünyada deniz ticaret filosu olan tek ülkedir.
Haiti Cumhuriyeti 1804 yılında bağımsızlığını ilan eden ilk zenci devletidir.
Birmanya, 1989 yılında ismini Myanmar Cumhuriyeti olarak değiştirmiştir.
Ukrayna,
Bulgaristan, Almanya, Macaristan, Rusya Federasyonu, İspanya, İngiltere
gibi ülkelerde doğal nüfus artışı eksi değerlerle ifade edilmekte, yani
bu ülkelerin nüfusları giderek azalmaktadır.
Kuzey Amerika’da yer alan Superior Gölü dünyanın en büyük tatlı su gölüdür.
ABD’nin Detroit kenti dünya otomobil endüstrisinin başkenti olarak kabul edilmektedir.
Himalayalar
üzerindeki Everest zirvesi Nepal dilinde “gökyüzünün tanrısı” (
sagarmatha ), Tibet dilinde ise “dünyanın ana tanrıçası” ( comolungma )
anlamına gelmektedir.
Ekvator’un başkenti Quito 0,4 °C ile dünyada yıllık sıcaklık farkının en az olduğu yerdir.
Finlandiyalılar kendi ülkelerine “ suomi” yani “Bin göller” ülkesi demektedir.
Polonya ismi yerli dilinde “düzlükler ülkesi” anlamına gelmektedir.
Ekvatoral
iklim kuşağında yer alan Endonezya’da 2000 ağaç türü, ( 300 tür palmiye
) 40.000 bitki türü, 2000 kuş türü, 1700 balık çeşidi ve 500’den fazla
memeli türüne sahiptir.
2200 metreyi bulan ortalama yükseltisi ile Antartika, dünyanın en yüksek kıtasıdır.
Dünyada
toplam 231 ülke bulunmaktadır. 58 ülke ile Afrika ülke sayısının en
fazla olduğu kıta iken, 13 ülke ile Güney Amerika ülke sayısının en az
olduğu kıtadır.
Avrupa kıtasındaki en yarımada İskandinavya, en büyük ada Büyük Britanya en büyük göl Ladoga, en uzun nehir ise Volga’dır.
Asya
kıtasındaki en büyük yarımada Arabistan, en büyük ada Borneo (
Kalimantan ), en büyük göl Hazar, en uzun nehir ise Hoang Ho’dur.
Afrika kıtasındaki en büyük yarımada Somali, en büyük ada Madagaskar, en büyük göl Victoria, en uzun nehir ise Nil’dir.
Kuzey Amerika’daki en büyük yarımada Labrador, en büyük ada Grönland, en büyük göl Superior, en uzun nehir Mississippi’dir.
Güney
Amerika’daki en büyük yarımada Guajiro, en büyük ada Ateş Toprakları,
en büyük göl Maracaibo, en uzun nehir ise Amazon’dur.
Dünya
Turiz Örgütü verilerine göre; ABD 73, İtalya 31, İspanya ve Fransa 25
milyon dolar yıllık gelir ile dünyada turizmden en fazla para kazanan
ülkelerdir.
Kütahya, Bilecik Çanakkale; seramik, Kahramanmaraş
ve Erzincan; bakır işlemeceliği, Bolu, Kahramanmaraş, Bartın; ağaç
oymacılığı, Nevşehir; çömlekçilik, Isparta, Kayseri ( Bünyan ), Konya,
Niğde, Siirt, Burdur, Uşak, Muğla; ( Milas ) halı ve kilim
dokumacılığı, Muğla; cam işlemeciliği, Zonguldak ( Devrek ),
Kahramanmaraş; baston yapımı, Eskişehir; lületaşı işlemeciliği ile
tanınmış yerlerdir.
2006 yılında doğal kaynak tüketimi, yaşam
süresi, insanların mutluluğu ve ekolojik faktörlerin değerlendirildiği
bir araştırmada Pasifik Okyanusunda küçük bir ada olan “Vanuatu”
dünyanın en mutlu insanlarının bulunduğu ülke olarak seçilmiştir.
Türkiye ise 98. sırayı almıştır. Zimbabwe ise bu listede sonuncu sırayı
almıştır.
Brezilya’nın Amazon Havzasında yaşayan yerli
“Piraha kabilesi” ile Afrika’daki bir grup “Bushmen” yerlilerinde
ortalama yaşam süresi yaklaşık 100 yıldır.
Aydın’ın “Atça”
beldesindetüm ara sokaklar geniş ana caddelere, tüm ana caddelerse
beldenin ortasındaki parka çıkmaktadır. Belde bu haliyle Paris şehrine
benzemektedir.
Keçiboynuzu, petrol aramadan kibrit üretimine kadar 17 sanayi dalında kullanılmaktadır.
2003 yılında Avrupa’da yaşanan aşırı sıcaklar nedeniyle çoğunluğu yaşlı 25.000 kişi yaşamını kaybetmiştir.
Meşe palamudu gıda ürünlerinde katkı maddesi olarak kullanılır.
Afrika ülkelerinde kişi başına düşen yıllık sağlık harcaması 15 doların altındadır.
Türkiye’de son 40 yılda 1.300.000 hektarlık sulak alan yok edilmiştir.
1767
Kilometre uzunluğundaki Bakü-Tiflis- Ceyhan boru hattının 443
kilometresi Azerbaycan’da, 248 kilometresi Gürcistan’da, 1076
kilometrelik bölümü ise Türkiye’dedir.
2006 yılında yapılan
bir araştırmada Hindistan’ın Bombay şehri dünyanın en kaba şehri olarak
şeçilirken, New York, Zürih, Toronto ve Berlin dünyanın en kibar
şehirleri olarak belirlenmiştir.
Işık, 1 saniyede dünyanın çevresini yaklaşık 8 kez dolaşmaktadır.
Dünyada aktif volkanik dağı olmayan tek kıta Avustralya’dır.
2006 yılı değerlerine göre dünyanın en büyük ekonomileri; ABD, Japonya, Almanya, Çin ve İngiltere’dir.
Dünyada
en çok silah satan ülkeler Rusya Federasyonu ve ABD’dir Ençok silah
alan ülkeler ise Hindistan, Çin ve Yunanistan’dır. Türkiye silah
alımında 10. sıradadır.
Dolmabahçe sarayının yapıldığı yer
1614 yılına kadar bir koydu. İstanbul’un fethiyle zamanla bataklığa
dönüşür. Bu tarihte Sultan I.Ahmed’in dikkatini çekmiştir. 1614’te
Sultan’ın talimatıyla imparatorluğun en uzak yerlerinden bulunup
getirilen ağaç kazıklar denize çakılır, kazıkların arasına yine ağaçtan
hasırlar örülür ve koy doldurulmaya başlanır. B u işlem 16172de tahta
çıkan II. Osman dönemine kadar devam eder. Sonunda dolma adında bir
hasbahçe yaratılır, adına da Dolmabahçe denir. Sarayın dekorasyonunda,
saf ipektyen döşeme kumaşlar, perdeler Hereke fabrikasında
dokutturulur. Halılar Manisa Gördes, Hereke, Isparta, Kayseri
Bünyan’dan getirtilir. Bir kısmı ise İran ve Avrupadan. Görkemli
mobilyalar Fransa ve İtalya’dan alınır. Saray İngiliz ve Fransız
kristalleriyle donatılır. Sarayın dışarıdan mermer ve taş gibi gözüken
bütün taşıyıcı sütunları meşe ağacındandır. Sütunlar, kireç külleri ve
başka karışımlar elde edilerek büyük bir ustalıkla mermere benzetilir.
Sarayda muhafız alayı askerleri taş kesilmişçesine nöbet tutar. Üç
katlı sayrın kullanım alanı 16.600 m²’dir. Yan bina ve bahçelerle
toplam alanı 110.000 m² yi bulur. Şimdi Swissotelin bulunduğu yer bir
zamanlar sarayın bahçesi iken, İnönü Stadının olduğu yer ise bir
zamanlar saray atlarının ahırı idi. Sarayda; 285 oda, 43 büyük salon,82
koridor, 64 hol, 68 tuvalet,6 büyük Türk hamamı, 9 özel banyo, 3 mutfak
ve 1427 pencere mevcuttur.
2006 yılında Çin ve Güney Kore’ye sarı kar yağdı.
Kanada, yeryüzündeki yüzey tatlı sularının %10’una sahipken, dünya nüfusunun%1’inden azını barındırır.
Kıtaların tamamı düzleştirilip, toprakları denizlere doldurulsa 2700 metre yüksekliğinde su kütlesi ortaya çıkar.
Dünyada en fazla kongre yapılan şehirler arsında; Barcelona, Viyana, Singapur, Berlin ve Hong Kong ilk sırayı almaktadır.
Türkiye’nin en yüksek çağlayanı 166 metre ile Artvin’in Yusufeli ilçesindeki Çilo çağlayanıdır.
Çam
fıstığı Türkiye’de tatlı ve pilavlarda kullanılırken, Avrupa’da at
yeminden gıda ve sağlık sektörüne kadar pek çok alanda
kullanılmaktadır. Türkiye’de yıllık 1500 ton üretimi bulunan ve yoğun
olarak Muğla ve Aydın çevresinde üretilen çam fıstığı Bergama’ya bağlı
Kozak köylerini zengin etti. Kozak yaylası çevresindeki çam fıstığı
yetiştiricisi 16 köy, yıllık 1000 tonluk üretimi ile Türkiye’nin en
zengin köyleri arasına girdi. Bu köylerde kişi başına gelir 14.000 euro
seviyesinde.
Satınalma gücünde Lihtenştayn ( %225 ),
Lüksemburg, İsviçre, Avusturya ve ABD başı çekerken, Türkiye ( % 30 )
ile sonlarda yer almaktadır.
Kullanılmayan kurtlu meyve ve tarım ürünleri ekolojik tarımda gübre olarak kullanılmaktadır.
Meyve kabukları ilaç ve reçel sanayinde kullanılmaktadır.
Günümüzde dünyada 1.19 milyar baş koyun vardır. Türkiye’deki koyun sayısı ise 45 milyon civarındadır.
Ihlamur ağacının odunu çok hafif olduğundan model uçaklar gibi hafif olması istenen eşyalar ıhlamur kerestesinden yapılır.
Kestane
ağacının kerestesi yaklaşık 500 yıl dayanır. Bu nedenle Karadeniz
Bölgesindeki tarihi evler kestane ağacından yapılmıştır.
Bugüne kadar en hızlı rüzgâr 450 km/saat hızla ABD’nin Teksas eyaletinde gözlenmiştir.
Bütün
kar taneleri altıgendir. Yani hepsinin de altı köşesi vardır. Her
yağışta milyarlarca kar tanesi düşer, ancak asla birbirinin tam benzeri
olan kar tanesine rastlanmamıştır.
Yeryuvarlağının katı olan
dış kısmını oluşturan ve kalınlığı 5–100 km arasında değişen hareket
halindeki parçalara levha denir. Bu levhalar, üst mantonun daha akıcı
ve yumuşak katmanı olan astenosfer üzerinde hareket halindedir. Bunlar;
Kuzey Amerika, Avrasya, Karayipler, Afrika, Arabistan, Filipinler,
Pasifik, Kokos, Güney Amerika, Avustralya-Hindistan, Nazka veAntarktika
levhalarıdır.